4 Ağustos 2008 Pazartesi

Rüzgarın Hırsı


“ Güneşe en yakın gezegenin, güneşe sırtını dönmüş yüzünde yaşayan insanlar uyumaya; güneşe yüzünü dönmüş kısmında yaşayan insanlar yeni güne başlamaya hazırlanırken; gökyüzünde güneşle rüzgarın arasında geçen şiddetli tartışmadan kimsenin haberi olmamış.

Rüzgar kızgın ve kıskanç bir ses tonuyla güneşe : - “ Yine her yeri yakmaya başladın ,, demiş.

Güneş şaşırmış bu serzenişe, kendinden emin bir eda ile: - “ Ne var bunda? Benim adım güneş, elbette yakacağım. Kocaman bir ateş topuyum ben. Hem benim sistemimdeki en sevdiğim gezegenimin bir bölümü bana yakın şu anda. Orada yaşayan insanoğlu buna “ Yaz” diyor. Sen de bilirsin, yaz benim en etkili olduğum mevsim” diye yanıtlamış rüzgarı. ,,

Rüzgar güneşin bu çok bilmiş hallerine daha da öfkelenmiş ve – “ İstersem ben daha şiddetli yakarım. Öyle kuvvetli eserim ki, bir kıvılcımdan yangın çıkartırım, biliyorsun insanlar da hazır oralarda bana yardım etmeye, tarla, otel, bina diye bir şeyler tutturmuşlar ormanları yakıp duruyorlar ” demiş.
- “ Öfkene yenilme sakın ,, diyerek en sakin ses tonuyla öğüt vermiş güneş rüzgara.
- “ Farkında değil misin, insanlar zaten yakında kendileri gezegenimi yok edecekler, senin ne güzel esintilerin vardır hafif ve ferah lütfen kendine gel, düşünme böyle şeyler ” diye eklemiş.

Rüzgar, ne öfkesini ne fesatlığını kontrol edememiş.

Güneşin gücünü kıskanmış, kendine gezegen içinden yeşili ağacı bol bir yer bulmuş kuvvetle esmeye başlamış.

Tam da o sırada iki elektrik telinin birbirine değmesi ile bir kıvılcım çıkmış.

Bunu hemen değerlendiren rüzgar kısa sürede çok çok büyük bir yangın çıkartmış.

Yangın o kadar büyümüş ki, büyük bir ormanın yok olmasının yanı sıra, o civardaki köylere de sıçramış. Oralarda yaşayan yöre halkı korku içinde evlerini terk etmek zorunda kalmışlar.

Olanları izleyen güneş çok utanmış. Yüzü utançtan daha da kızarmış.

Günler geçmiş, rüzgar aynı hızla esmeye devam etmiş. O estikçe yangın daha da çok yayılmış, güneş bile dumanların arasında sıkışıp kalmış.

En sonunda rüzgar hatasını anlamış, hızını kesmiş ama artık her şey için çok geçmiş, rüzgarın hırsı uçsuz bucaksız bir ormanlık alanın daha yok olmasına neden olmuş. ,,



Bir anne çocuğuna tanık olduklarından etkilenerek, ağacın ve ormanın önemini vurgulamak için bu masalı kurgulayıp anlatmış.

Masalı dinleyen çocuk annesine : - “ Peki ormanda yaşayan diğer canlılara ne olmuş anne?,, diye sormuş.

“ Sincaplar, tavşanlar, kaplumbağalar, kuşlar da yanmış mı? Kuşların kanatları var uçabilirler annecim, peki ya diğerleri, zavallı kaplumbağalar yavaş yürür onlar, yanmışlar mıdır annecim? ,, diye devam etmiş.

Annesi cevap verememiş…


* * * * *


Not : Manavgat’ın Karabük Köyü yakınında geçtiğimiz hafta içinde başlayan yangının on iki bin hektar alanda etkili olduğu söyleniyor.

Yangın yer yer söndürülse de yörede hakim olan “ POYRAZ ” ın etkisi ile tam olarak kontrol altına alınamıyor.

Antalya’nın tarihine gelmiş geçmiş en büyük orman yangını olarak geçen bu felaketin sona ermesinde umutlar “ POYRAZ “ ın kesilmesine bağlanmış.

Bu yazıyı yayınlandığında dilerim yangın tamamen söndürülmüş olur.

Bir şehrin ciğerlerinin yanışına tanıklık etmek, şehrin nefes alamadığını görmek ve o şehirle birlikte nefes alamamak ne kötü.

Yangının izleri geçtikten sonra, hem yanan ağaçların yerine, hem de yaşadığımız her yere ağaç dikmek vatandaşlık görevimiz olsun.

4 yorum:

Yeşim Özdemir dedi ki...

Nihayet bu sabah Özlemciğim, artık yangın kontrol altına alınabilmiş... İkimiz de aynı şeyleri hissedip eş zamanlı olarak hissettiklerimizi dile dökmüşüz. Dilerim bir daha böylesi bir facia yaşamayız. Kucak dolusu sevgiler...

özlem dedi ki...

Rüzgar hırsını aldı demek Yeşom.
Yangını görüp de aynı duyguları hissetmemek mümkün mü?
Ben artık bırakmıştım haber dinlemeyi, senden öğrendim şimdi.
Sevindim kontrol altına alındığına yangının, çok zarar var çok. Bu zara nasıl telafi edilir bilemiyorum.
Benden de sana kucak dolusu sevgiler Yeşom.

Maviye Yolculuk dedi ki...

Okurken anladım bunun Antalya' daki iç burkan, yuva dağıtan yangının hikayesi olduğunda. O çocuk gibi benim de kafamdaki sorulalr cevapsız kaldı. Acaba suçlu gerçekten poyraz mıydı?

özlem dedi ki...

Poyraz'ın inatçılığı tetikledi yangını, kontrol altına alınmasını güçleştirdi. Tabii asıl suçlu biz insanlar, ihmalciliğimiz, "adam sen de" ciliğimiz ne yazık ki.
Oradaki yangın kontrol altına alınamıyor ve bu sefer Olimpos'ta yangın çıkıyor düşünebiliyor musun?
Elimizdekileri korumak, önlem almak yok yani.
Sonra küesel ısınmadan söz ediyoruz. Ağaçların, ormanların olmadığı yerde yağmur yağar mı?
hiç durmadan ağaç dikmek lazım, hatta sivil toplum kuruluşları ön ayak olmalı buna. Belki biraz bu şekilde düzeltebiliriz durumun vehametini.
Çok çok teşekkür ederim paylaşımın için, sevgilerimle...