11 Şubat 2017 Cumartesi

ÖRMENİN DAYANILMAZ MUTLULUĞU

Ortaokulda ev ekonomisi dersimiz vardı. 
Yaşı benim gibi kırklarin sonunda olanlar bilir.
Ben o dersin dikiş kısımlarını hiç sevmezdim. Hiç unutmam; öğretmen bize bebek zıbını diktirmiş ve kesinlikle anneleriniz yardım etmeyecek demişti.
O zıbını dikerken ağladığımı hatırlıyorum.
Dikişle aram o kadar kötüdür yani. Ama iş örgüye gelince durum tamamen farklı. 
Sekiz yaşımdan beri hep birseyler örerim ben.  Bebeklerime minik elbiseler, elbezleri falan filan.

Bu yıl evdeyim. Çalışmıyorum ya  bir şeyler üretmem lazım.  Önce bere ve  boyunlukla işe başladım.  Sonra parmaksız eldivenlerle devam ettim.
Annemi kaybetmeden önce üzerinde çiçekler olan bir yün almıştım.
Annemden sonra amaçsızca onu örmeye başladım.  Yüz ilmek attım kenarlarına lastik yaptım dümdüz ördüm  ördüm.
Ne olacağına kara vermedim hatta örmeyi de  abarttım. Uzunca bir şey oldu. Ben de onu lastik kısımlarından birleştirip diktim.  Kol için de kenardan birleştirdim.  Evde iki de düğme buldum.  Hırka gibi panço gibi bir şey oldu.

Nasıl olduğu güzel veya  çirkin  olmasi hiç önemli değil; annemin gidişinden 40 gün sonra kendime ait   birşey  yaptığım için sevindim, mutlu oldum. 

Örgünün böyle de bir özelliği var .
Bir çeşit terapi.
E o zaman kış bitmeden örmeye devam.  ☺☺☺







 


22 Ocak 2017 Pazar

TBT 'NİN DİBİ ...

Çok ufağım o zamanlar. Kemoş Abinin sünnet düğünü.  Dedeman iş arkadaşı ve komşularının oğlu.  Neriman Teyze ve Hilmi Amcalarını  ( ananemve dedem )pek severlerdi.  Hayal meyal hatırlıyorum bu düğünü.

Solda ayakta duran teyzem.  Sağda çömelen annem.  Beyaz saçlı dedem.  Başörtülü anneannem.
Annemin arkasında babam ve eniştem.

Öndeki beyaz elbiseli kız ablam.  Aslında teyzem  büyük kızı ama ben dahil arkasından gelen diğer beş toruna öyle bir ablalık yaptı ki;  bütün kuzenlerin ve hepimizin ablası o.En çalıskanımızdı.
Şimdi profesör oldu . Kendi alanında anabilim  dalı başkanı. 

Dedim ya bu düğünü hayal meyal hatırlıyorum.  Hatırladıklarımdan biri de annem ve teyzemin elbiselerini kendilerinin diktikleri. Her taraf iğne iplik dikiş makinesinin tıkır tıkır sesi. Bu arada ben dikişten hiç anlamam . Ne anneme teyzeme benzememişim yani.

Yıllar ne çabuk geçti . Her şey ne çabuk anıya dönüştü anlayamıyorum. 
Şimdi annemi kaybettim ya sosyal medyada tbt dedikleri nostalji kokan fotoğrafları bol bol paylaşırım artık.  Bu da benim acımı hafifletme yolum.

Adını hatırlamadığım şairin dediği gibi " Anılarımızla güçlüyüz artık.  "






6 Ocak 2017 Cuma

KIRK DOKUZ




O zaman da şimdiki gibi, çok soğukmuş İstanbul.

Öyle soğukmuş ki anneannem hastaneden eve gide gele zatürre olmuş.
Ciddi bir kar fırtınası varmış.

Babam Zeynep Kamil'den eve dönmek isterken Kadıköy'e vasıta bulamamış.
Tam o sırada tesadüf bu ya donanma komutanının arabası durmuş önünde.
Askeri kıyafeti olmasa hali perişanmış  öyle anlatırdı.

Donanma komutanı  babamı hemen arabaya almış; "ne işin var bu soğukta oğlum " demiş; o da gururla"baba oldum hastaneden geliyorum kumandanım " diye cevap vermiş.
 Bir daha da böyle soğuk olmadı İstanbul'da derdi.

Ölene kadar tam 46 yıl; her yıl takvimler 6. Ocak'ı gösterdiğinde bu hikayeyi anlatırdı; yaşasaydı eminim  yine anlatırdı.

Şimdi ikisi de yok; çok acelesi varmış gibi annem de gitti iki yıl içinde.

Ben onlara iyi ve hayırlı bir evlat oldum. Tek tesellim bu bugünlerde.

Annemsiz, babamsız buruk bir doğum günü geçirsem de iyi ki geçiyorum bu dünyadan her şeye rağmen.

Kırklı yaşlarımın yaşlısı; ellili yaşlarımın genciyim bu da bir teselli biçimi. :)

E o zaman iyi ki doğdum !!!!
Doğum günüm kutlu olsun :)

28 Aralık 2016 Çarşamba

ANNEM

Artık her koşulda fikrinden yararlanacağım, zor zamanımda sırtımı yaslayacağım,  güzel, bakımlı, süslü püslü, becerikli, evi mis gibi temizlik kokan, şahane örgüler ören canım annem yok.

Babamın gidişiyle büyüttüğüm içimdeki küçük kız çocuğu artık olgun bir kadın oldu.

Mekanın cennet olsun güzel, zaman zaman  huysuz ve tatlı kadın.
Avuçlarimdan kuş olup giderken tek tesellim ruhunu kollarımda teslim etmendi. 
Seni unutmak mümkün olmayacak.  Yolun ışık dolsun annelerin en fedakârı ...


2 Aralık 2016 Cuma

KISA KISA ...















Bu sabah Antalya için soğuk bir güne uyandım .
Kasım ayının giderayak oynadığı kötü oyunlar sayesinde zaten ruhum soğumuştu; bedenim de soğuk havayı hissetti.
Adana'daki yavruların dramı ve hemen ardından güzel insan Erdal Tosun 'un gidişini unutmak kolay olmayacak.

*****
Sabah pazara çıktım. 
Semt pazarlarını oldum olası çok beğenirim.  Kış sebze ve meyveleri tezgahlarda yerini almıştı. Balıkçı tezgahları da öyle . Geçtiğimiz haftalarda palamut bolluğu vardı . Şimdi palamut yerini hamsiye bırakmış. Ben deniz ürünlerinin hepsini çok severim, denizden babam çıksa yerim denir ya öyle bir şey . Yukarıdaki fotoğraf palamut bolluğu zamanından kalma . ☺

****
Pazardan sonra eve geldim aldıklarımı yerleştirdim.  Biraz kitap okudum, biraz örgü ördüm.
İki ay önce kırkyama battaniye örmeye başladım . Bir türlü bitmedi . Sabır battaniyesi adını koydum ona, acele etmiyorum ortaya güzel birşeyler çıksın diye uğraşıyorum.
Bakalım sonuç ne olacak?
Örgü işlerini seviyorum bir çeşit terapi gibi de oluyor insana ...

****
Ayşe Kulin 'in son romanına başladım . Seviyorum ben bu kalemi güçlü kadını . Kasım ayını da üç kitapla kapattım bu yıl. 
Onları da kitapsesleri.blogspot.com sayfamda paylaştım.

****
Kasım ayına bizim ev için o hiç sevmediğim TEOG sınavı damgasını vurdu.
İnanır mısınız sınavdan sonra üzerimden kamyon geçmiş gibi hissettim kendimi.  Sanki bütün vücudum kırılmış gibi. Ben böyleysem oğlum ne durumda diye düşünürken; eve geldiğimizde okul gömleğini çıkartmış bir de baktım ki çocuğun atleti de gömleği de sırılsıklam ter içinde kalmış.  Çamaşır makinesinde yıkanmış da sıkılmış gibi.
Neyse sonuç beklediğimden çok daha iyi oldu da ailecek rahatladık.

***
Epeydir yazmıyordum ya; kısa kısa bu hallerdeyim ben. Aralık bari güzel geçsin 2016 daha kötü oyunlar oynamasın bize.

***
Şimdilik ben kaçtım . Yıllardır yapmak isteyip her yıl ertelediğim bir şey yapacağım.  Sevgili Leylakdalı'nın sayfasinda gördüğüm Portakallı kahve çekirdekli likör yapacağım.
Yüzüme gözüme bulaştirmazsam  sonucu da paylaşırım. ☺☺☺🍸🍸🍸



Posted via Blogaway


13 Kasım 2016 Pazar

PAMFİLYA



Üniversitede ilk yılım. 
Akdeniz Üniversitesi'ni kazanmışım.  Baba tarafından Antalyalıyım diye bir kaç tercih de bu şehirden yazmışım tercih tutmuş.
Gel gör ki aileden ayrılınca baba tarafından Antalyalı olmak da işe yaramıyor, her yer gurbet çünkü ve ben şehre alışmaya çalışıyorum.
Yıllar sonra alışmayı bırak bu şehirden vazgeçemeyecegimi  henüz bilmiyorum.

Şehrin küçük oluşu ilgimi cekiyor önce.  Bir de sokakların temizliği.
Yerlerde en ufak bir çöp göremezsiniz o derece.

Gel gör ki şehir halkı biraz yabani. Öğrenciye pek kıymet vermiyorlar.  Arada iyiler çıkıyor tabii ama istisnalar kuralı bozmuyor.

Ulaşım çok  rahat.  Şehrin her yerine yürümek mümkün.  Öğrenciyim ya; cepte para az bu fırsatı değerlendirip sürekli  yürüyorum.
Sahile doğru yürümeyi seviyorum en çok. 
Denizin coğrafya derslerinde öğrendiğimiz "Bey Dağları"  ile buluşmasını izlemeye bayılıyorum. 
Daha sonraki yıllarda o dağları keşif yürüyüşleri yapacağım; hatta bu şehirde aşık olacağım henüz haberim yok.

Bir öğretmenimiz var Antalya sevdalısı.  Dersimiz İngilizce  ama o bize derse başlamadan önce  hep Antalya 'dan, şehrin güzelliğinden ve tarihinden söz ediyor.

Antalya'nın adının kral Attalos 'dan geldiği söylenir ya; rivayete göre Attalos Antalya 'ya geldiğinde şehrin kokusuna bayılmış ve bu şehrin adı PAMFİLYA olsun demiş.
PAMFİLYA hoş kokular diyarı demekmiş .

E yanılmamış Attalos.
Baharda sokakları mis gibi portakal çiçeği kokan, akşam sefalarının genzimizi  yaktığı,  yasemin kokusunun hanimeli çiçeklerinin kokusuna karıştığı kaç şehir var ki?

İşte ben o zaman bu zaman bu hoş kokular diyarı PAMFİLYA 'da yaşıyorum.

Dün akşam üzeri çektiğim bu fotoğraftan sonra bir kere daha anladım ki; insanlar şehirlere de aşık olabilirmiş.

PAMFİLYA iyi ki hayatımdasın. ☺❤



Posted via Blogaway


10 Kasım 2016 Perşembe

İLK KEZ ANLATIR GİBİ ...






O günü ağlayarak anlatırdı anneannem ve dedem.
Annem iki yaşında Teyzem sekiz aylıkmış.


Sabahtan gitmişler tren istasyonuna .

 Hava soğukmuş o gün.  İnsanlar üzgün; aileden biri ölmüş gibi.
Uzun bir süre beklemişler.  Çocukları soğuktan nasıl korumuş, acıkan karınlarını nasıl doyurmuş hiç söz etmezdi.

Nice sonra trenle gelmiş cenaze ...
İzmit üzerinden Ankara'ya giderken .
İnsan seli oluşmuş tren yolunda. 
Büyük, küçük, çoluk çocuk herkes Atasına son görev için birlik olmuş o gün.

İnsan, ömrünün sonuna kadar her 10 Kasım 'da anlatır mı bu anıyı?
Onlar anlatırlardı bıkmadan, usanmadan sanki her defasında ilk kez anlatır gibi ...






Posted via Blogaway