12 Haziran 2019 Çarşamba

Nazilli Tren İstasyonu'nda, treni karşılamak için bekleyen insanların arasındayız.. Ankara'dan gelen trenin son vagonundan inen İsmet İnönü, peronda kendisini karşılayan insanların elini sıkarken, bir çocuk ilişir gözüne..

Beş-altı yaşlarında olan çocuk, elinde testi ve bardakla su satmaktadır. Çocuktan su isteyen İnönü, bardağı teslim ettikten sonra kendisine sorulan bir soruyu yanıtlayıp başını geri çevirdiğinde, çocuğun yerinde olmadığını görür..

İnönü'nün kasabaya gelişinin nedeni, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ege dağlarında işgal ordusuna karşı savaşan "Mahmut'un Ali Efe"yi Sultanhisar'daki evinde ziyaret etmektir. Efe'nin evine gelen İnönü'yü bir sürpriz bekler ;

Nazilli İstasyonu'nun kalabalığında bir an görünüp kaybolan su satan çocuk orada, Mahmut'un Ali Efe'nin kapısının önünde gülümsemektedir. Efe'nin komşusu Terzi Mustafa Bey'in oğlu olan çocuğa adını sorar İnönü : "Hulusi Samim, efendim."
Hulusi Samim, o anı hayatı boyunca hiç unutmayacaktır...

En çok da mutlaka okumasını söyleyen İnönü'nün okul masrafları için kendisine verdiği 100 lirayı..

Nazilli İlkokulu'nu bitiren Hulusi Samim, girdiği öğretmen okulu sınavlarında Türkiye birincisi olur. Ne var ki babasının maddi gücü yoktur. Terzi olduğu için "Kesim" soyadını alan babası Mustafa Bey'in bir meslektaşı girer devreye ve Hulusi Samim onun katkısıyla Ortaklar Öğretmen Okulu'na kaydedilir..

1961 yılında, arkadaşlarına her hafta evlerinden zarf içinde gelen harçlıklar dağıtılırken, böyle bir anı hiç yaşamamış olmanın hüznüyle mezun olur okuldan.. Önce Aydın, Atça ilçesi, Kılavuzlar Köyü ilkokulunda görev alır. Ardından Diyarbakır Kayagediği köyüne atanır. Öğretmenlikteki başarısı öne çıkınca, MEB'nın Halk Eğitim Müdürlüğü'nde görev almak üzere Ankara'ya davet edilir. Bunu fırsat bilerek, Ankara Üniversitesi Kamu Yönetimi'ne kayıt yaptırır..

Memuriyeti ve öğrenciliği nedeniyle yoğun çalışma temposu içinde bir yandan da ders kitapları kaleme alır.. İlkokul ve ortaokulda okutulan "Sosyal Bilgiler" ve "İnkılap Tarihi" kitaplarının kapağında onun adı Samim Kesim yazmaktadır artık..

Özel yayınevleri kendileriyle çalışması için teklif üstüne teklif yapar. O, hiç tereddüt etmeden şu yanıtı verir : "Beni devlet okuttu.Eğitim hayatımı devletin bursu sayesinde tamamladım. Yazdığım kitaplardan telif alamam.."

Kız meslek liselerine alınacak dikiş makineleri için görevlendirilir.. Açılan ihaleyi kazanan firma temsilcisi Hulusi Samim Bey'e ev adresini vermesini ister. "Neden ?" siye sorduğunda, hediye olarak o yıllarda çok zor satın alınan bir televizyon gönderecekleri yanıtını alır. O an, elindeki tüm belgeleri yırtar ve ihalenin iptal edildiğini söyler..

Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünde öğrenci olan kızı Feray, bardaktan boşanırcasına yağmurun yağdığı bir akşam vakti okuldan çıkar..

Önünden geçen arabaların yağmur sularını üstüne sıçratması yetmediği gibi, belediye otobüsü de durağa gelmekte gecikmiştir. Babasının arabasının geldiğini görünce rahat bir nefes alır.. Sıkıntısı sona erecek, ıslanmak bir yana, soğuk kış günü üşümekten de kurtulacaktır. Otobüs durağına yanaşan araba yavaşlayarak durur ve arka camı usulca aşağı doğru açılır. Pencerede bir şemsiye görünür !..

Şemsiyeyi uzatan Samim Bey, "Al kızım," diye seslenir, sonra da camı kapanan araba uzaklaşır duraktan..

Eve uzun bir süre sonra, sırılsıklam dönen Feray, masasına oturmuş yazdığı yeni ders kitabı için çalışmakta olan babasına dargın ve kızgın bir dille seslenir : "Baba, ne yaptın sen bu akşam ?"

"-Ne yaptım kızım ?"

"Yağmur altında ıslandığımı gördüğün hâlde beni arabana almadın.."

"-O araba benim değil ki kızım, devletin.. Benim olan şemsiyeydi ve yağmurdan korunman için onu sana verdim..
İnternetten alıntıdır kaynağını Bilmiyo rum. Çok beğendiğim için Paylaş tim 

16 Nisan 2019 Salı

ÖNCE SEN



Kimi istersen onu seç ama önce kendini seç.
Kendin için yaşa, kendin için sev, kendin için aşık ol...
Kendini beğen ve kendini dinle her zaman.
Ancak o zaman bulabilirsin mutluluğun formülünü.

Düşün ki; çok seviyorsun dans etmeyi.
Ruhunu doyuruyorsun ve hayatın vazgeçilmezleri arasında.
Öyleyse dans et.

Durma, kimsenin seni engellemesine izin verme.
”Ne derler” diye düşünme, bırak konuşsunlar.
Sen mutlu olacaksın gerisinin önemi yok.

Kendini yollara mı vurmak istiyorsun bin ilk otobüse.
Nereye gittiğine bile bakma, çık yola.
Bir haber ver yeter, nereye gittiğini soranlara
“Kendime gidiyorum” de.
Kes dünyayla iletişimini ne olur?
Bir mola yerinde pilav üstü kuru yerken alacağın tadı düşün.
Kayboluşlar insan kendini buldurur bazen.
Hem keşfetmek diye de bir şey var bu dünyada.
Serüvenci bir ruhun varsa bundan kime ne?
Bir kaşif olmanın hazzını yaşa.
Geride kalanları unutma elbette ama onlar da beklemeyi bilsinler.

Eskileri çıkar üzerinden ve kendin seçip aldığın kıyafeti giyerek git evine.
Şaşırsınlar.
“Bu da nereden çıktı şimdi?” diyene
“Kendim için
aldım, kendime aldım” de gitsin.
Boşver gerisini…
Kim kötü düşünürse düşünsün aldırma
kötü düşünce kötü söz gibi sahibini bağlar.
Sen başla şarkı söylemeye.
Bağıra bağıra söyle hem de.
Şarkının sözlerini bilmiyorsan uydur ne olacak ki?
Merak etme kınamazlar seni.
Kınarlarsa da bu onların sorunu sen eğleniyorsun ya…
Kendi besteni kendin yap kendi sözünü kendin yaz ve söyle. ”Bu şarkı da nereden çıktı? diye sorarlarsa
“Kendime yazdım” de…
Ne yaparsan kendin için yap kendini eğlendir önce.
Sen mutlu ol ki senin mutluluğun başkalarını da mutlu etsin.
Mutluluk kendine bulaştırmadan başkalarına dağıtabileceğin bir şey değil UNUTMA..

11 Nisan 2019 Perşembe

ADALETİNLE BİN YAŞA





Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken, burnuna güzel bir koku gelmiş.
Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek duruyor.
 Karakuşi Kadı, fırıncıya 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.
Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: 'Hani bizim ördek?' diye sormuş.

Fırıncı boynunu büküp 'Uçtu' deyince, iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarmış; korkusundan kaçmaya başlamış. Gayrimüslim vatandaş da peşinde koşuyor.

Duvardan atlarken, öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmez mi! Kadın oracıkta düşük yapmış; kocası da fırıncının peşine düşmüş.

Fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler, hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı'nın karşısına çıkarmışlar.
Ördeğin sahibi, 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikâyet etmiş.
Kadı, fırıncıya sormuş: 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı 'Uçtu' demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış: 'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil'
diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşın şikâyetine de

Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken, burnuna güzel bir koku gelmiş.

Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek duruyor.

 Karakuşi Kadı, fırıncıya 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: 'Hani bizim ördek?' diye sormuş.
Fırıncı boynunu büküp 'Uçtu' deyince, iş kavgaya dönüşmüş.

Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarmış; korkusundan kaçmaya başlamış. Gayrimüslim vatandaş da peşinde koşuyor.

Duvardan atlarken, öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmez mi!

Kadın oracıkta düşük yapmış; kocası da fırıncının peşine düşmüş. Fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler, hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı'nın karşısına çıkarmışlar.

Ördeğin sahibi, 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikâyet etmiş.
Kadı, fırıncıya sormuş: 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı 'Uçtu' demiş.

Kadı, kara kaplı defterini açmış: 'Ördeğin karşısında tayyar yazılı.
 Tayyar 'Uçar' anlamına gelir.
 O halde ördeğin uçması suç değil'
diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşın şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslüman'ın tek gözü çıkarıla...'

Karakuşi Kadı, 'Şimdi' demiş, 'Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.'


Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş.

Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da, Karakuşi Kadı, 'Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.' diye hüküm kesmiş
Böyle olunca adam da, şikâyetini anında geri almış.

Kadı Yahudi'ye sormuş: 'Senin şikâyetin ne?

Yahudi ellerini açmış, 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş, 'Adaletinle bin yaşa sen, e mi !'

5 Nisan 2019 Cuma

EKMEK

Her gün bakkaldan, marketten, fırından aldığımız ekmeğin üzerinde neden tek çizgi var, bu ne anlama geliyor?

Bazılarımızın en çok sevdiği yer olan ekmek üzerindeki o çıtır çıtır olan tek çizginin hikayesini okuduğunuzda çok şaşıracaksınız.

İşte ekmek üzerindeki o çizginin anlamı:"Orhan Gazi Bursa'yı fethettikten sonra Uludağ'ın eteklerindeki fırıncıları denetler. Fırının birinde ekmeklerin üzerindeki üç çizgi dikkatini çeker.

Fırıncıya ekmeklerin üzerinde neden 3 çizgi olduğunu sorar. Fırıncı 'Biz Hristiyanız.
Yediğimiz ekmek Tanrı, oğul ve kutsal ruhu hatırlatsın diye ekmeklerin üzerine 3 çizgi çekeriz' der.

Orhan Gazi bu durumdan çok etkilenir ve bir ferman yayınlayarak 'Bundan sonra  bütün Müslüman fırıncılar, Allah'tan başka ilah olmadığına işaret etmek için ekmeğin üzerine bir çizgi çeke' diye buyurur.

" Bu fermandan sonra bütün Müslüman fırıncılar ekmeklerin üstüne tek çizgi çekmeye başlar.

 O gün bugündür ekmekler fırınlarda böyle pişer.

Kaynak: Ekmek üstünde bulunan tek çizginin anlamını biliyor muydunuz?

3 Nisan 2019 Çarşamba



ZAMANIN DEĞERİ !
10 yılın değerini anlamak için,
yeni boşanmış çifte sorun !

4 yılın değerini anlamak için,
Şu anda ayrı olan lise aşıklarına sorun!

1 yılın değerini anlamak için,
Final sınavını geçemeyen bir öğrenciye sorun !

9 ayın değerini anlamak için
yeni doğum yapmış bir anneye sorun !

1 ayın değerini anlamak için,
Dünyaya prematüre bebek getiren bir anneye sorun !

1 haftanın değerini anlamak için,
Haftalık derginin editörüne sorun!

1 saatin değerini anlamak için,
buluşmak için birbirini bekleyen aşıklara sorun !

1 dakikanın değerini anlamak için,
uçak, tren, veya otobüsü kaçıran birine sorun !

1 saniyenin değerini anlamak için,
Kaza geçirmiş bir insana sorun !

1 milisaniyenin değerini anlamak için,
Olimpiyatlarda gümüş madalya almış birine sorun !

Zaman kimseyi beklemez. Sahip olduğunuz her an hazinedir...Z

27 Mart 2019 Çarşamba

BUGÜNÜN ANISINA

Afife Jale (1902-1941) Cumhuriyetin ilk kadın tiyatro sanatcısı

Afife, orta halli bir ailenin kızı olarak 1902 yılında İstanbul’un Kadıköy semtinde dünyaya geldi. 10 Kasım 1918 günü Afife "Mülazım Artistlik" (stajyer oyuncu) kadrolarına alınmış.

1923'ten sonra Türk kadınları Atatürk'ün emriyle sahneye çıkmaya başlamıştı. Gün geçtikçe bozulan sağlığı ve uyuşturucu alışkanlığı, tiyatroyu ister istemez bırakmasına neden oldu. 1928 yılında bir arkadaşıyla, Hafız Burhan’ın bir konserine gitmiş, orada sanatçıya tamburuyla eşlik eden Selahattin Pınar'la tanışmıştı. Kısa bir sürede Pınar, genç kadına aşık oldu. 1929 yılında evlendiler ve Selahattin Pınar "nereden sevdim o zalim kadını" “bir bahar akşamı”, gibi birçok ölümsüz şarkısını onun için besteledi.

Ancak bu evlilik, Afife’nin morfin bağımlılığı yüzünden 1935’te bitecekti.
Darülbedayi'deki dostlarının yardımıyla, Bakırköy Akıl Hastanesi'ne yatırıldı ve 1941 yılının 24 Temmuz günü kimsesiz bir halde yaşama veda etti.

'Hüzzam makamında bir aşk hikâyesi- Selahattin Pınar - Afife Jale

'Nereden Sevdim O Zalim Kadını...'

1902 doğumlu Selahattin Pınar, Ticaret Mektebi'ni bırakıp müziğe başladı. Oysa babası eski Denizli milletvekili Sadık Bey, onun hukukçu olmasını istiyordu. Bir gün Denizli'den gelen eşraf için kurulmuş bir sofrada Sadık Bey'e oğlunu sordular; Selahattin de sofradaydı. Sadık Bey o yokmuş gibi "Selahattin çalgıcı oldu" dedi.
Selahattin ayağa fırladı ve "Babacığım, rica ederim, ben çalgıcı değil, sanatkârım" diye diklendi.
Sadık Bey, pek sevimsiz bir küfürle yanıtladı bu çıkışı...
Bunun üzerine Selahattin Pınar, ceketini alıp sofrayı terk etti. Kapıdan çıkarken döndü ve şöyle dedi:
"Babacığım, bir gün gelecek, benim adımla anılacaksınız."
Sadık Bey, yanı başında bulunan gaz lambasını oğluna doğru fırlattı. Çıkan yangını güç bela söndürdüler. Selahattin kapıyı çarpıp çıkmıştı bile...
Asla baba evine dönmeyecekti.

1902 doğumlu Afife Jale, İstanbul Kız Sanayi Mektebi'nde okuyordu. Ama onun aklı tiyatrodaydı. Oysa Müslüman kadınlara sahneye çıkmak yasaktı. Buna rağmen 16 yaşında talebe olarak Darülbedai'ye başvurdu ve kabul edildi.
Babası Hidayet Bey, kızını bu sevdadan vazgeçirmek için çok uğraştı. Başaramayınca sertleşti. Ona "Fahişe" dediği bir gün "Benim Afife diye bir kızım yok" diye gürledi.
Zaten Afife artık sahnede, "Jale" adını kullanıyordu. Sanatı için baba evini terk etti.

Hicaz makamındaki o Selahattin Pınar bestesindeki gibi, "Bir Bahar akşamı", rastlaştılar. İstanbul Kuşdili çayırında... Hafız Burhan konserinde... Selahattin Pınar, üstadın arkasında tambur çalıyordu. Nicedir saz salonlarının en sevilen besteci ve icracılarından biriydi. Afife Jale ise Darülbedai'de sahneye çıkarak "Tiyatrodaki ilk Müslüman kadın oyuncu" olarak tarihe geçmiş, ancak tiyatro zaptiye tarafından basılınca kapı önüne konulmuştu. İşsiz, sahnesiz ve kimsesizdi. Acısını yatıştırıcı haplarla dindirmeye çalışıyordu.
İkisi de 25 yaşındaydı.
Belki de güftedeki gibi "İçimde uyanan eski bir arzu/ dedi ki yıllardır aradığım bu/ şimdi soruyorum büküp boynumu/ Ah, daha önceleri neredeydiniz" dediler. Ve evlenmeye karar verdiler.

Gençliklerini acılar içinde harcamışlardı. Evlenince hayat boyu ıskaladıkları her şeyi birlikte yapmaya çalıştılar.Evde saklambaç oynadılar. Bahçede enginar yetiştirip yarıştırdılar. "Bir çocuk resmi" kıvamında şiirler yazdılar.
Pınar çaldı; Afife dinledi.
Ancak güzel günler uzun sürmedi.
Afife, tiyatrosuz yaşayamıyordu ve tiyatronun boşluğunu uyuşturucularla dolduruyordu. Suriyeli bir eczacı onu morfine alıştırmıştı. Selahattin Pınar, bir gün eşinin öğle uykusu için çekildiği odasının anahtar deliğinden içeri baktığında, damarına morfin şırınga ettiğini gördü ve çöktü. Morfin için eczacıyla ilişkiye girmişti Afife...
Ama Pınar, eşine öfkeden çok, merhamet duyuyordu..Onu hayata döndürebilmek için çırpınmaya başladı. Sürekli melankolik besteler yapar olmuştu.

Çırpındılar, bu gidişi geri çevirebilmek için...
Olmadı!
Selahattin Pınar, kendisi de morfin tuzağına düşer gibi oldu. Bunun üzerine Afife, "Terk et beni" diye yalvardı ona... "Yoksa sen de mahvolacaksın, bırak beni gideyim" dedi.
Pınar, 6 ay sonra Afife Jale'yi terk etti. Şimdi ikisi için de en kötü yıllar başlıyordu. Afife, kimsesiz ve beş parasız, tenha parklarda yatıp kalkar, aşevlerinde karnını doyururken ayrıldığı eşinin kendisinin ardından yazdığı şarkıları taş plaktan dinleyip ağladı. Ayrılık acısını yeni bir evlilikte dindirmeyi deneyen Selahattin Pınar ise hiç birlikte yatmayacağı bu kadından kısa sürede ayrıldı.
Afife Jale, kimsesizliğinin, terk edilmişliğinin, yoksulluğunun son durağı Balıklı Rum Hastanesi'nde, bir deri bir kemik veda etti hayata...
Ölümü, gazetelere haber bile olmadı. Cenazesine 4 kişi katıldı. Mezar yeri de mektupları ve fotoğraflarıyla birlikte kaybolup gitti.
Unutuldu.
Selahattin Pınar, Afife'nin ölümünün ardından paraladı kendini... Nice ölümsüz, hicran dolu besteye imza attı. Son katıldığı radyo programında "Hatıralar" şarkısını seslendirdi:
"Beni de alın koynunuza hatıralar/
dolanıp kalayım bir an boynunuza hatıralar"
Bir süre sonra müdavimi olduğu Todori meyhanesine gitti; doktorların yasak ettiği ne varsa hepsini ısmarlayıp sofrayı döşetti. Rakısını yudumlarken son nefesini verdi. "Her yıl ölüm yıldönümümde mezarıma bir büyük rakı dökün" diye vasiyet etti. Son yolculuğuna mezarlıkta kendi bestesi çalınarak uğurlandı-
"Söndü yadımda akisler gibi aşkın seheri..."

24 Mart 2019 Pazar

“HAYAT, havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyundur.
Bu toplardan sadece bir tanesi lastiktir, diğer toplar ise camdandır.
Bu toplar;
*işimizi*,
*ailemizi*,
*sağlığımızı*,
*dostlarımızı * ve
*benliğimizi temsil etmektedir.

Bu 5 top içinde bir tek İŞİMİZ lastik toptur.
Onu düşürürsek zıplatabiliriz.

Ancak diğer 4 top camdan yapıldığından, düşerse kırılırlar ve yerlerine konulamazlar.

Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız

Oysa hepimiz,
O lastik topu tutabilmek uğruna, diğerlerini kırıp dökeriz.

Dostlarınızı çantada keklik sanmayın.

Sıkıca sarılın onlara, tıpkı hayata sarıldığınız gibi.

Çünkü onlarsız hayat anlamsızdır.

Hayatı çok hızlı koşmayın.

Nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın.

Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın.”

___________Üzeyir Garih

Bu